September 26, 2022

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi, Şule Yüksel Şenler Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan, Şule Yüksel Şenler Vakfı tarafınca gazeteci yazar Şenler’in vefatının 3. yıl dönümünde Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda düzenlenen “Onu Anma ve Mücadelesini Anlama” programına katıldı.

Kur’an-ı Kerim tilavetiyle süregelen programda vakfın tanıtım filmi gösterildikten sonrasında Şenler’i özetleyen tiyatro oyunu sergilendi.

Emine Erdoğan, burada yapmış olduğu konuşmada, vakfın Şenler’in vefatından kısa bir süre sonrasında kurulduğunu, vakfın amaçlarından bir tanesinin de geride bıraktığı mirasın yaşaması ve ortaya koyduğu tarihsel mücadelenin unutulmaması bulunduğunu dile getirdi.

Programın yapıldığı adanın Türkiye’nin yakın geçmişine damgasını vurmuş, son aşama hazin hikayelerin mekanı bulunduğunu belirten Erdoğan, halkın buraya “Yaslı Ada” söylediğini söylemiş oldu.

Erdoğan, “Düşünün ki, bu adadan ne oldukca acı dolu gözyaşı süzülmüş. Son 20 yılda, demokrasi ve insan hakları alanında atılan büyük adımlarla millet iradesine indirilen darbelerin sembolü haline gelen bu mekânın kaderi, milletin kaderiyle beraber ilelebet değişti. Ne mutlu ki, burası artık, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’dır. Millet iradesinin, yegane güç bulunduğunun beyanıdır, kanıtıdır, ispatıdır.” diye konuştu.

Şenler’in bir döneme derin iz bırakan bir isim bulunduğunu belirten Erdoğan, Şenler’in kendi hayatında da oldukca eleştiri ve dönüştürücü bir görevi bulunduğunu söyledi.

“Ortaya koyduğu örneklik, onunla tanıştığım ilk günden beri bana esin oluyor”

Emine Erdoğan, Şenler’in ortaya koyduğu örnek hareketlerin onunla tanıştığı ilk günden beri kendisine esin olduğuna dikkati çekerek, şöyleki devam etti:

“Onun çemberine dahil olabilmenin, nasihatleriyle büyümenin onurunu her daim hissettim. Ortaya koyduğu örneklik, onunla tanıştığım ilk günden beri bana esin oluyor. Sadece o, yalnız bana değil, bir millete de esin oldu. Bildiğiniz benzer biçimde, Şule Yüksel Hanım’ın direniş yolculuğu, bir iç yolculukla adım atar. Kendisi tinsel bir uyanışa mazhar olur ve Rabbine kul olmayı yaşamının merkezine alır. Fakat inanılmış olduğu benzer biçimde yaşamak ve yaşamını bu yönde değişiklik yapmak istediğinde devrin bazı acı gerçekleriyle karşı karşıya gelir. Bilhassa genç kardeşlerimizin, onu bu direnişe yönelten ideolojik ve siyasal baskı periyodunu, oldukca iyi anlaması gerektiğine inanıyorum. Zira o günler anlaşılmadan bugünün kazanımlarının kıymeti de hakkıyla anlaşılamıyor. Bu dayatmaların altında bir cemiyet vardı, o günlerde. Üstat Necip Fazıl’ın deyişiyle, ‘Öz yurdunda acayip, öz vatanında parya’ bir dönem. İşte Şule Yüksel Şenler, bu şekilde bir zamanda ilkin kendi uyanışını yaşıyor. Onun samimiyeti, sahiciliği, şahsiyetli duruşu; hanım, adam, dindar ve dindar olmayan binlerce insanoğlunun da ruh aynasında akis buldu. Anadolu’da verdiği konferanslara, on binler akın etti. ‘Tatlı suyun başı kalabalık olur’ dedikleri benzer biçimde o, ümide, teselliye ve dayanışmaya susamış tüm insanoğlu için tatlı bir su oldu. Şule Yüksel Şenler, Türk hanımının tam anlamıyla özgürlüğüne ulaşmasında da hususi bir öneme haizdir.”

Organik afetlerden toplumsal sorunlara kadar her felaketten bayanların orantısız olarak etkilendiğini söyleyen Erdoğan, o dönem Türkiye’sinde de vaziyetin değişik olmadığını belirtti.

Modernleşmenin ideolojik siyasetinin de bayanların kılık giysisi üstünden yürütüldüğünü dile getiren Erdoğan, başörtülü bayanların düşünce dünyasıyla, sanatla, edebiyatla, tasarımla iç içe olmasının hayal dahi edilemediğini sadece Şenler’in bu ön yargıları yıkıp geçtiğini açıkladı.

Emine Erdoğan, Şenler’in bir taraftan gazetelerde yazdığını, öteki taraftan dünya modasını yakından takip ettiğini ve şehirde yaşayan dindar hanımefendiler için cazip olacak tasarımlar ürettiğini aktararak, şunları söylemiş oldu:

“Bu bağlamda, ‘dönemin icaplarına’ karşı en kuvvetli direnişi o gösterdi desem abartı olmaz. Basmakalıp ezberleri reddederek hem şehirli hem uygar hem entelektüel hem de tesettürlü olunabileceğini gösteriyordu. Dejenere edilmeye, cemiyet mühendisliğine, milletin öz kimliğine karşı meydana gelen saldırılara somut bir teklifle karşı çıkıyor ve toplumda geniş kabul buluyordu. Dindar kadının kent yaşamı içinde kendini daha özgürce ifade etmesi için mühim bir misyon yükledi. Şehirli Müslüman hanımefendileri, çetin ikilemlerin tuzağından tutup çıkardı. Onları bu toplumun saygı duyulan ve olmazsa olmaz fertleri olarak konumlamayı başardı.”

Kelimenin tam anlamıyla, özgürlük teriminin, kendisini özgürleştirdiğini, özgürlüğü belli zümrelerin tekelinden kurtarıp tekrardan tanımladığını kaydeden Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Bir aksiyon insanı olan Şule Yüksel Şenler’in, en mühim özelliği yürekli olmasıydı. Bilhassa, yaşamış olduğu baskı döneminde yaptıklarına, emin olun kolay kolay kimse cesaret edemezdi. Sizinle bu yürekliliğinin sınırlarını resmedecek bir anekdot paylaşmak isterim: Rahmetli Adnan Menderes idam edilmeden ilkin onun adını dahi söylemek sakıncalıydı. İşte bu şekilde bir orta derecede, Şule Yüksel Hanım Hakkaniyet Partisi’nin gençlik kollarına üye olur. Zeytinburnu’nda bir mitingde konuşma yapmış olacaktır. Şule Yüksel Hanım, dosya kağıtlarını birbirine ilave ederek, 1 metre 70 santim uzunluğunda bir şiir yazar. Menderes’le ilgili bölümleri okumaması için sıkı sıkı uyarılır. Asker, polis meydanda hazır bekliyordur. Buna karşın kürsüden, ‘Ey Menderes, Menderes! yanık yanık çağlıyor, bir millet de arkasından, yanık yanık ağlıyor’ mısralarını okur. Koca meydan hüngür hüngür ağlayan insanların sesleriyle çınlar. Sonradan, anılarını naklederken şöyleki söyler: ‘Millet acıyla dolu fakat, dışa vuramıyor. Ben de milletin sesi olmaya çalışıyorum. Ne derlerse desinler, hapse atsınlar. Hiçbir şeyden korkum yok diyorum.”

Şenler’in cesaretiyle, vakarıyla, rikkatiyle tarihe mal olmuş bir özsevi anıtı olduğuna inandığını dile getiren Erdoğan, onun bu şekilde bir duruş için oldukca büyük bedeller ödediğini belirtti.

Kemikleşmiş bir zihniyet karşısındaki fikri mücadelesi yüzünden hakkında birçok dava açıldığını aktaran Erdoğan, Şenler’in evinin kundaklandığını, tehditlerle karşılaştığını ve hapse girdiğini kaydetti.

“Sabır, sebat, tevekkül, sağlam bir inanç, onun narin vücudunda birleşti”

Şenler’in hapishane günlerinde ve sonrasında, hastalıklarla savaşım ettiğini ifade ederek, fakat onu yakınma ederken asla görmediklerini özetleyen Erdoğan, “Şu sebeple o, kendini, inanılmış olduğu değerlerin bu ülkede kök salması için çalışmaya adamış biriydi. Sabır, sebat, tevekkül, sağlam bir inanç, onun narin vücudunda birleşti ve ortaya kimselerin bükemediği çelikten bir bilek çıktı. Tanrı’ın ona en büyük ikramı, çekmiş olduğu çilenin ve döktüğü alın terinin karşılığını hemen hemen dünya yaşamını terk etmeden görmüş olmasıdır.” değerlendirmesini yapmış oldu.

Şenler’in mücadelesinin “bir milletin özelinde yaşanmış olan fakat tarihe insan hakları ve özgürlük mücadelesi olarak geçmiş bir direniş” bulunduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

“O, kitleleri peşinden sürükleyen nadir insan hakları savunucularından biridir. Bizlere fakat bilhassa sizlere oldukca mühim bir miras bıraktı. Bu mirası omuzlayacak, güncel söylemlerle internasyonal platforma taşıyacak olan sizlersiniz. İnanıyorum ki hikayesi anlatıldığı sürece, gelecekte de birçok insanoğlunun yaşamını değiştirecek. Dünyanın neresinde olursa olsun, hakikate ve adalete susamış, zulüm altında kıvranan insanoğlu için bir yol rehberi olacak. Gerek şahsiyeti ve eserleri gerekse erdemlerle örülü savaşım şekilleri hepimiz için esin vericidir. Oldukca şükür ki devletimizde, kamusal alanda başörtüsü ve Müslüman kimlik üstündeki baskılar büyük seviyede çözüldü. O yüzden lütfen sizler büyük zorluklarla kazanılmış bu hakların konforunda geçmişi ihmal etmeyin. Ağacın şiddetli esen rüzgarlara dayanabilmesi için toprağa bağlandığı kökün sağlam ve derin olması gerektiği bilinciyle hareket edin. Evrensel düşünce haritası, yeni sınırlar ve sınırsızlıklar belirleyerek her an değişiyor. İslamofobinin ve ulusal değerleri hedef alan küresel ideolojilerin karşısında duracak olan sizlersiniz. Bu yolda yorulmaya gönüllü olun. Şu sebeple kıymetli olan her şeyin ön koşulu yorulmaktır.”

Konuşmaların arkasından, Emine Erdoğan’a Şenler’in “Refah Sokağı” romanının birinci baskı kitabı armağan edildi.

Erdoğan ve vakıf üyeleri, konuşmaların arkasından Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nı gezdi.

Talibi gezisi esnasında basın mensupları tarafınca duygu ve düşünceleri sorulan Erdoğan, “Yakın bir dönem aslen, oldukca eski bir dönem değil. İnsan haklarına aykırı meydana getirilen uygulamalar maalesef. Tanrı tekrar bu şekilde zulmü yaşatmasın ülkemize. Onun için gençlerimizin içinde bulunduğumuz özgürlüklere haiz çıkmaları gerekiyor. Eğer onlar haiz çıkarlarsa gözümüz açık gitmeyecek inşallah.” dedi.

Şenler ile ilgili bir anısını anlatırken gözleri dolan Erdoğan, şöyleki devam etti:

“Şenler, rahmetli Menderes öldüğünde oldukca etkilenmiş. ‘Bayrağı alıp kapıyı açıp düşünmeden dışarı çıktım. Sandım ki bayrağı alıp çıkınca tüm millet arkamdan gelecek. Arkamı bir döndüm ki arkamda kimse yok.’ Oldukca üzülmüş, ağlamış. İnsanları korkutarak bu şekilde yanlış bir uygulamaya sebep oldular. Bir periyodu korkuyla, iftirayla, yalanlarla susturdular. Tanrı, tekrar öyleki bir periyodu yaşatmasın.”

Erdoğan, 27 Mayıs Müzesi, Adnan Menderes Müzesi ile Demokrasi ve Özgürlükler Müzesi’ni gezerek informasyon aldı.

Programa, Aile ve Toplumsal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, Şule Yüksel Şenler Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Şahin Usta, KADEM Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Sümeyye Erdoğan Bayraktar, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan, bazı STK’lerin temsilcileri, gazeteciler ile gençlerden oluşan 600 kişilik bir grup katıldı.



Anadolu Ajansı internet sayfasında, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üstünden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

mersin escort antalya escort bursa escort antalya escort istanbul evden eve nakliyat fethiye escort escort bayan